Gelişini haber verdi Nebîler,
Son dönemde gelir Ahmed dediler,
Melekler yoluna güller serdiler,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Nûr-ı çeşmin gönüllerde zevk sefa.
İsrafil ninniler söyledi cana,
Çocuklukta özlem duydun babana,
Anam babam feda olsunlar sana,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Ruhu nakşın gönüllere pür şifa.
Gençliğinde cesur, mert bir civandın,
Doğruluğa ta yürekten inandın,
Muhammedü’l-emin unvanı aldın,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Cemâlin benzerdi hüsn-ü Yusuf’a.
Ceddin İbrahim’in Hanif dininde,
Bazen tüccar oldun Kenan ilinde,
Yalan yanlış yoktu senin dilinde,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Meleklerde olmaz sendeki vefa.
Mirâcına şahit oldu âlemler,
Sevenler müjdeli haberi bekler,
Firâkından yandı bütün felekler,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Gelmek istiyorum senin tarafa.
Ağzında dualar, gözlerin yaşlı,
Çocukla çocuktun, yaşlıyla yaşlı,
Oldukça vakurdun, hep ağır başlı,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Şöhretin yazıldı nurlu Mushaf’a.
Konuşurken sesin gayet sakindi,
Bakışın kararlı, gözler emindi,
Firdevs dedikleri Cennet tenindi,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Allah remzeyledi mim-i hurûfa.
Tenin gül kokardı, nefesin reyhan,
Dünyada sultandın, ukbada sultan,
Seni görmek ister bu fakir her an
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Şefâatin göster koyma A’râfa.
Ahlâkın Kuran’dı âdabın Furkân,
Ashâbın ışıktı, Ehl-i beyt nurdan,
Resul ayrılamaz çâr-ı yarından,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Ehl-i Beyte canlar feda bin defa!
Şah Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin,
Sevdam Zeynep ile Zeynel Abidin,
Sensin kıblem, sensin Kevser, sensin din!
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Her zerrene Halit feda bin defa.
Tasavvuf Yolcusundan,
HALİT ÖZDÜZEN
"SELAM SANA YA MUHAMMED MUSTAFA…" bu yazı 29 Mayıs 2007 tarihinde saat 10:42 sularında "Şiirler" kategorisinde yayınlanmış olup "Ebru KURT KORKMAZ" tarafından yazıldığı sanılmaktadır..Ve sayaçların yaptığı açıklamaya göre 556 kere okunduğu söylenmektedir..Ayrıca
1 Yorum Yazılmıştır
O’NU ANLATMAK
Zaman bir başka zaman, dünya ‘Dünya’ değildi…
Zulmün önünde dallar yaprak döktü, eğildi.
Gitgide çirkinleşen, kabalaşan duygular,
Her yanda cahiliye, her yanda kötülük var.
Kapkara bir çağ içre, gerçeği görmeyen göz…
Küfür kokan bir mekân; cehennemden gelen köz.
Gökyüzü yere küskün, put evi olmuş şehir…
Denize doğru değil, tersine akar nehir.
Ve ruhlar kilitlenmiş, taşlaşmış, başkalaşmış…
İçlerde günah mührü, yüzlerde donuklaşmış.
Gün sana hasret kaldı, hasret kaldı sana çağ…
“Gel” dedi yürek yürek, haber saldı sana çağ.
Atılan taşlar seni, şerha şerha yaralar
Tutar beni elimden, derinden sana bağlar.
Bilâller, Sümeyyeler, her yanımı dağlasın,
Cihat ırmaklarıyla, şelâleler çağlasın.
Çile ve sabır ile, yeşerdi gün gün fidan,
Mekke’de gözyaşıyla aklandı kıpkızıl kan.
Destanlaşır Bedirler, bir hüzün taşır Uhud
Döner gözyaşlarına, başındaki ak bulut.
Çilelerle, sabırla, Sıddık’la sürer Hicret
Eyub’un evi nurdan, bir ev olur nihayet.
Kanat kanat yükselip, göklerden güller derdi
Mekke’de açan çiçek, Medine’de renk verdi.
Gül yüzünden gül saçtı, kızgın çöle sundu su
Öteleri getirdi, bülbüllerin “Ya hu!”su.
Bu sesler, “Hû hû!” diye, beni sana bağlasın
Gül gül yeşeren bahçe, kokularla çağlasın.
Gözlerim aydınlansın, ışıktan gözlerinden
Şu taşlaşan yüreğim, incelsin sözlerinden.
Sözlerin ki mümine hayat verir, can verir
Şehadet iklimine; istek, heyecan verir.
Işıktan bir yol çizer, ışıtır derin derin…
Ruha kapılar açar, o mübarek gözlerin.
Güzel, seninle güzel; iyi, seninle iyi…
Gönül gönül taşısam, sana olan sevgiyi.
Seninle güzelleşir, toprağımız açar gül,
O’nsuz hayat anlamsız, anlasana ey gönül!
Seni nasıl anlatsın; bu mısralar, bu kelâm…
Ey Allah’ın Resulü! Sana salât ve selâm!
Rıfkı Kaymaz